İstanbul Nasıl Kurtulur?

İstanbul nasıl kurtulur? 

Star Gazetesi | Ali Demirtaş

21.07.2018

[Buraya haberin bir kısmı alınmıştır, metnin tamamı için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız]

İstanbul nasıl kurtulur? - Son Dakika Pazar Haberleri | STAR

Geçmişi neredeyse insanlığın başlangıcına dayanan İstanbul’u bugünün şartlarına göre yeniden tasarlamak mümkün mü? Modern şehir görüntüsü sağlayacak ve hayatı kolaylaştıracak yürüyen merdiven gibi uygulamalar ve tasarımlar şehre ne katar? öncelikli ihtiyaçlarımız neler olmalı? Mimarlara sorduk, soruşturduk…

CELÂLEDDİN ÇELİK: ŞEHRİ TASARLAMAK İNSANLA BAŞLAR

Komisyon katılımcılarından biri olan Mimar Celâleddin Çelik İstanbul’u şöyle tanımlıyor: “Bu şehir çok katmanlı biraradalığın Osmanlı elinde son ve en olgun şeklini aldığı bir anlayışın ürünü, masalsı ve capcanlı bir şehir.” Çelik’e göre İstanbul ancak kıymetinin bilincine varan, birbirine karşı duyarlı, nazik, kibar insanların eliyle korunabilir. Bireyin aidiyeti küçük ölçekte aile, mesken, okul, meslek, muhitten büyük ölçekte şehir, ülke, dine doğru gidiyor. Şehir bu yelpazede medeniyetin ve beraber yaşama kültürünün somutlaştığı en önemli basamaklardan biri. İnsanın otomobili, evi kadar şehrini de sahiplenmesi, orada mutlu olabilmesi için en önemli başlangıç.

HASSASİYET VE İNCELİKLERİ GÖZETEN YAPILARA İHTİYAÇ VAR

Peki, İstanbul’un tarihi ve estetik dokusunu korumakla beraber nasıl dokunuşlara ihtiyacı var? Çelik bu konu hakkındaki düşüncelerini şöyle açıklıyor: “Koruma mitinin adeta sadece mevcut olanı donduran, bugünü ve geleceği reddeden nostaljik bir çağrışımı var. Hâlbuki bugün korumalıyız dediklerimizi bizden öncekiler rahatlıkla inşa etti. Onlar bazı hassasiyet ve incelikleri gözeterek inşa ettikleri için yaptıklarını kıymetli ve korumaya değer buluyoruz. Bugün de benzer nitelikleri duyan yapılar inşa etmeliyiz, edebiliriz, bizden sonrakiler de onları korumalı.” İnsana, geçmişe, tabiata ve şehre duyarlı, kendinin, başkasının veya geçmişin taklidi olmayan özgün yapılara ihtiyacımız olduğunu belirten Çelik, uluslararası taklitlerin şehirliyi kimliksizleştirdiğini, geçmişin taklitlerinin ise adeta ‘çağdışısın’ mesajı verdiğini savunuyor.

BANLİYÖLER ÇÖZÜM OLABİLİR

Şehrin tasarlanması nüfus ve o nüfusu oluşturan bireylerden bağımsız düşünülemez. Nüfus baskısı şehirleri olumsuz yönde etkileyen en önemli unsurlardan biri. Çelik’e göre nüfusun kümelenme biçimi, şehirden çapraz hareketi, büyük şehirlerin desantralize olamaması gibi sorunlar planlamayı olumsuz etkiyi artırıyor. Mimar Çelik’in bu duruma getirdiği çözüm önerisi ise banliyöler. Kendi ekosistemini kurabilen, merkezden kaydırılmış ufak banliyöler dünyanın birçok kalabalık kentinde iyi neticeler veriyor. 

Bir şehri tasarlarken hafızasının korunması da gerekir. Tarihsel yapının muhafaza edilmesi de yine sağlıklı bir tasarımın sonucunda olur. Mimar Çelik, kent, birey ve mekân hafızasını ise şöyle yorumluyor: “Şehrin süsü insandır. Hiçbirimiz hafızasız yaşayamayız, şehrin bize sunduğu en kıymetli hediyelerden biri mekânsal hafıza. Şehri tasarlarken şehrin hafızasının bir parçasına müdahale edildiği, belki tahrip edilebileceği bilinci olduktan sonra tasarlamak ve inşa etmek belleği zedelemez. Ama bu hassasiyeti taşımayan bir tasarlama fikri, yıkıcı bir eylemden ibaret.”

İstanbul’un tasarımında önceki dönemlerde ihmal edilen bir gerçek de doğa unsuru. Çelik, tabiatla kurduğumuz problemli ilişkinin sonuçlarını büyük oranda bizden sonraki nesillere miras bıraktığımızı söylüyor. Yaya dostu ve tümüyle erişilebilir bir İstanbul’un ise mümkün görünmediğini belirten Çelik, otomobil şehir hayatının, televizyon evin merkezinde olduğu sürece romantik söylemlerin çok ötesine geçemeyeceğimizi söylüyor ve ekliyor: “Yaya dostu ve erişilebilir bir şehir, yaya için frene basan, ona yol veren sürücülerle başlar.”