İnanç ve Mekân İlişkisi Bağlamında Cami Mimarisi Üzerine Söyleşi



Celaleddin Çelik: 
Kurallar, yasaklar ve tapınmadan ibaret olmayan din, aslında bütün bir medeniyet inşasının temelinde yer alıyor. Selçuklu’nun çok direkli mekânlarından Osmanlı’nın total hacimlerine bu medeniyetin mimarî biçimlenişi, toplumsal birikimin bir yansıması olarak ortaya çıkmıştı. Yalnız içe ait bir eylem olduğu gerekçesiyle ‘dua’ için fiziksel hareketi ve merasimleri anlamsız bulan inanışların aksine, namaz neredeyse baştan başa bir ritüel. Bu ritüelin gün, ay ve yılın belli vakitlerine dakika hassasiyetinde bağlı bir ‘zaman’ boyutu var. Çoğu dinden farklı olarak ise ‘mekân’dan bağımsızlığı. Bu bağımsızlığın uçsuz bucaksız ufkunda medeniyet inşası fikri,’ibadetin şekli temelde değişmiyorken, caminin yenisi olur mu?’ sorusunu ‘evet’ diye cevaplayacaktır. Evet, çünkü gelenek uç uca eklenerek gelişen bir kavram. Yarına miras kalacak olan bugünün camilerini bu birikimin farkında, geleneğin yüzeyine değil ilkelerine bağlı, créativité ürünü ve toplumsal birikimin içinden doğan mekânlar olarak tasavvur ediyorum.

İnanç ve Mekân İlişkisi Bağlamında Cami Mimarisi Üzerine Söyleşi